Vajinismus sorunumdan nasıl kurtuldum?

* Görsel temsilidir.

Bir Kızılderili atasözü der ki: “Bir insanı anlamak istiyorsan, onun makosenleriyle yürü.” Aynı semptomu yaşayan bizler, aynı makosenler içinde adım atan, dünyayı benzer gözle gören, şüphesiz birbirini en iyi anlayan insanlarız. Hikayemi yazmaya karar verdim. Çünkü iyi bir şeyle karşılaştığın zaman, yapmamız gereken ilk şey, bulabildiğimiz insanlarla, vakit kaybetmeden onu paylaşmaktır. Bu bir halkadır aynı zamanda, çünkü iyilik öyle bir yayılır ki evrenin neresine ulaşır, kimi nasıl, nerede mutlu eder asla bilemezsiniz!!

Ben bir öğretmenim. Eşimle 6.5 ay önce, 10 sene süren bir beraberliğin ardından, türlü sıkıntılarla evlendik. Nasıl bir mutluluk tarif edemem, senelerdir hayalini kurduğum insanla aynı yastığa baş koyacak olmak anlatılmaz bir duyguydu benim için. Neyse, evlendiğimiz gece ilişkiye giremedik. Ben ilk gece korkusu olduğunu düşündüm ve üzerinde durmadım. Daha sonra tekrar denedik, yine olmadı, sonraki geceler, sonrakiler.. derken aynı hayal kırıklığını yaşadık günlerce. Bu durum ilk gece korkusu değildi. Yaşadığım sorunun belirtilerini internete yazmaya karar verdim, karşıma çıkacak olan her ne olursa olsun yüzleşmem gerekiyordu. Vajinismus olduğumu ve onun nasıl bir illet olduğunu idrak ettiğimde hıçkıra hıçkıra ağladım. Daha önce vajinismusu ilk kez bir programda duymuştum, çevremde karşıma çıkan ya da fikir sahibi olduğum bir konu değildi. Ben de uyandırdığı ilk his “çaresizlik” oldu, çok çaresizdim. Ve o günü kabus dolu diğer günler takip etti. 6 yıldır keyifle gidip geldiğim okuluma süklüm püklüm gitmeye başlamış, kendime güvenimi kaybetmiş, asık suratlı bir öğretmen olmuştum. Neşeme alışkın çocuklar zamanla benim bu halimi kanıksamışlardı. Öğretmen arkadaşlarıma yersiz çıkışmalarım, gerginlik yaratan sözlerim aklıma geldikçe rahatsızlık duyuyorum şu anda. Akşam olduğunda ise eve gitmek istemiyor, mağazalarda, kırtasiyelerde oyalanıyordum. Eve gidip “Pollyannacılık” oynamak beni yoruyordu, zorla gülümsemek, bana göre değildi. Yemek yapmak istemiyordum, film izlemek, sohbet etmek, eşimle yürüyüşe çıkmak.. her şey sahte geliyordu bana, oynamak zorunda kaldığım bir rol gibiydi yaşam. Bu süre zarfında yatağımdan da nefret ettim, yatak odasına girdiğimde boğulacak gibi oluyordum. Üzerimi değiştirmem gerektiğinde, gardrobumdan birkaç kıyafet alıyor, başka bir odada giyiniyordum, olabildiğince çabuk çıkmaya çalışıyordum, ne hayallerle dekore ettiğim yatak odamızdan. Tarifsiz acılar yaşadım, ağlama nöbetleri, bitmek bilmez duygu değişimleri, öz güven kaybım ve uykusuzluk. İnsanlar bana baktığında yaşamış olduğum tüm bu olumsuzlukları sezdiklerini düşünüyordum. Çok çaresizdim, milyonlarca insanın yaptığı şeyi ben niçin yapamıyordum?

Günler akıp gittikçe ben daha da yıprandım, Kendimi suçladım, ümidimi yitirdim, tamam artık, ben böyle yaşamaya mahkumum diye düşündüm. İçinde bulunduğum durumdan ne ailemin ne de eşimin ailesinin haberi vardı. Nasıl söyleyebilirdim ki? Çalan her telefon gerilmeme sebep oluyordu, biliyordum konuşmaların bebek yok mu cümlesiyle nihayete ereceğini. Derken bunun böyle gitmemesi gerektiğini, hem kendimi hem eşimi mutsuz ettiğimi anladım. Tüm cesaretimi toplayıp detaylı araştırma yapmaya karar verdim. Karşıma çıkan ilk isim Süleyman Bey oldu. Vajinismusu yenen insanları, yine onların yazdığı mektupları okuyunca umutlandım. 2500’den fazla kişinin tedavi edildiği yazıyordu, bu rakam beni çok etkiledi. Birkaç günlük takip sonucunda, Süleyman Bey’i aramaya karar verdim. Biraz ürkek, biraz çekingendi sesim. Karşımdaki ses ise anlayışlı, kibar, samimi ve iddialıydı. Çok kısa sürede bu sorunu çözeceğini söyledi. Ne bekliyordum ki, bir an önce eşimle beraber Ankara’ya gitmeliydik. Her zaman yanımda olan, hoşgörüsü ve ılımlı yaklaşımıyla bir an olsun beni yalnız bırakmayan eşimle beraber Ankara’ya gittik. Sonra ne mi oldu? Sadece 3 günde, yaşadığım kabusa son verdi Süleyman Bey ve ekibi. İnanılmaz bir deneyimdi, ne yani dedim bu kadar basit miymiş? Bakış açım değişmişti herkese ve her şeye karşı. Evimizin havası bile değişti, ne güzelmiş soluk aldığını hissetmek, gülümsemek ama gerçekten gülümsemek..

Lütfen kendinize güvenin, başarabileceğinize inanın, çözülemeyecek bir problem değil. Kararlı olmanız sorunu çözmenizde anahtar olacaktır. Hera’ya, doğru adrese gelin, kendinizi onların güvenilir ellerine teslim edin. İnanın bana sandığınız gibi bir duvar yok ortada, bu duvar sadece beyninizde. Son olarak hiçbirimiz boğucu, dört duvar arasında sürüp giden bir yaşamı hak etmiyoruz. Mutlu, yeni başlangıçlara.. ^.^

G & G Çifti (Öğretmen, 6,5 aylık evli, İstanbul)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir